Search for a command to run...
Bu çalışmanın amacı, aile hekimliği sistemi ile geliştirilmesi hedeflenen koruyucu ve geliştirici sağlık hizmetlerine ilişkin temel göstergeler aracılığıyla, Türkiye’nin 2009 ve 2019 yılları itibarıyla OECD ülkeleri arasındaki performans sıralamasını belirlemektir. Çalışma kapsamına OECD üyesi olan 38 ülke dahil edilmiştir. Analizde çıktı değişkenleri olarak doğumda beklenen yaşam süresi, anne ölüm oranı, kaybedilen potansiyel yaşam yılı, bulaşıcı hastalıklara bağlı ölüm oranı ve çocukluk çağı aşılama oranı kullanılmıştır. Girdi değişkenleri ise zorunlu sağlık sigortası kapsam oranı, toplam sağlık istihdamı, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri harcamaları ve gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) olarak belirlenmiştir. Girdi ve çıktı değişkenlerine ilişkin kriter ağırlıkları nesnel bir yöntem olan Entropi yöntemi ile hesaplanmış; ülkelerin göreli performansları ise İdeal Çözüme Benzerliğe Göre Tercih Sıralama Tekniği (TOPSIS) kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, karşılaştırma yapılan her iki yılda da Türkiye, birinci basamak sağlık hizmetleri performansı açısından OECD ülkeleri arasında 2009 yılında 35. Sıra iken 2019 yılında 33. Sıraya yükselmiştir. Sistem değişimine ve sağlık hizmetlerine ayrılan kaynaklardaki artışa rağmen, Türkiye’nin on yıllık dönemdeki sıralamasında anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Türkiye, 2010 yılında aile hekimliği sistemine geçmiş; bu dönüşümle birlikte birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunum biçimi ve finansman yapısı yeniden düzenlenmiştir. Aile hekimliği sistemi öncesinde Sağlık Ocaklarında sunulan hizmetler, reform sonrasında Aile Hekimliği Birimi, Aile Sağlığı Merkezi ve Toplum Sağlığı Merkezi olmak üzere üçlü bir yapıya dönüştürülmüştür. Ancak sevk zinciri mekanizmasının etkin ve bütüncül biçimde uygulanamaması, sistemin birinci basamakta kapı tutuculuk (gatekeeping) işlevini tam olarak yerine getirememesine yol açmış ve bu durum performans göstergelerine beklenen düzeyde yansımamıştır. Bulgular, yapısal reformların tek başına yeterli olmadığını; kaynak tahsisi, yönetişim kapasitesi ve sistem içi entegrasyonun performans üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.