Search for a command to run...
Bu çalışma, Batı Şeria’nın güvenlikleştirilmesini eleştirel güvenlik çalışmaları literatürü çerçevesinde inceleyerek, İsrail’in güvenlik söylemleri ile politika pratikleri arasındaki etkileşimi ortaya koymayı hedeflemektedir. İsrail'in bölgeye dönük politika pratikleri tarihsel bir arka plana sahip olup Batı Şeria’nın bu süreç içerisinde varoluşsal bir tehdit alanı olarak tanımlanarak olağanüstü güvenlik önlemlerinın meşrulaştırdığı ve askeri yönetimden sivil idari entegrasyona uzanan bir dönüşüm süreci yoluyla fiilî ilhak pratiklerini derinleştirdiği görülmektedir. Bölge tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olan 7 Ekim 2023 sonrasında ise bölgenin 'ikinci cephe' olarak tanımlanarak İsrail'in Gazze'den algıladığı tehdit tanımlamalarının Batı Şeria'ya doğru genişleterek bu bölgenin İsrail güvenlik stratejisi içerisinden yeniden inşa edildiği görülmektedir. Çalışmada, Kopenhag Okulu’nun güvenlikleştirme yaklaşımından hareketle, İsrail siyasi elitleri, güvenlik bürokrasisi ve yerleşimci aktörlerin söylemleri ile bu söylemlerin somut politika pratiklerine nasıl dönüştüğü ortaya konulmaktadır. Bu süreçte Batı Şeria’nın potansiyel bir iç istikrarsızlık alanı ve ikinci cephe olarak konumlandırılması, önleyici güvenlik doktrinlerinin genişletilmesine, yerleşimci militarizasyonunun kurumsallaşmasına ve Filistinlilerin gündelik yaşamını sınırlayan kontrol mekanizmalarının yoğunlaşmasına yol açmıştır. Arazi kamulaştırılması, yerleşim genişlemesi, gözaltı ve tutuklama rejimleri, hareket kısıtlamaları ve yerleşimci şiddeti gibi politika pratikleri, güvenlikleştirme söyleminin mekânsal ve yönetsel boyutlarını ortaya koyan temel araçlar olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda makale, Batı Şeria’nın güvenlikleştirilmesinin yalnızca güvenlik politikalarının bir sonucu değil, aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının mekânsal ve politik sınırlarını yeniden tanımlayan stratejik bir yeniden inşa süreci olduğunu ileri sürmektedir.