Search for a command to run...
İcmâ, fıkhın kaynakları hiyerarşisinde üçüncü sırayı işgal eden, hücciyeti Kur’ân ve sünnetle desteklenen önemli bir delildir. Fıkıh usulünde kat‘î bilgi ifade ettiğinden bağlayıcı nitelikte olan icmâa muhalefet haram hatta küfür sayılmaktadır. Bu durumda icmâın meşruiyetine dair ileri sürülen delillerin mahiyeti önem kazanmaktadır. İcmâın hüccet değerine dair ileri sürülen nasların hem sübût hem de delâlet açısından maksada hizmet etmesi şarttır. Zira kat‘î bir aslın kat’î delillerle desteklenmesi esastır. Aksi hâlde icmâın ağırlığının ve deliller hiyerarşisindeki konumunun olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu çalışmada icmâın hücciyetine dair ileri sürülen delillerin mahiyeti ve usulcülerin söz konusu delillere dair yaklaşımları incelenecek ve kat‘î olan bir aslın zannî delillerle desteklenmesinin olumsuzlukları vurgulanacaktır. Arşiv taraması yöntemine dayanan çalışmamızda klasik ve modern çalışmalar taranmış, icmâın hüccet değerine dair deliller incelenmiştir. Aralarında Zahirîlerin, İbazîlerin ve Mutezile’nin de bulunduğu Ehl-i sünnet ekolüne mensup usulcülerin, icmâa dair ileri sürülen zannî delillerin delâleti üzerinde bile ittifak etmedikleri görülmüştür. Araştırmamızda daha çok fıkıh usulünün olgunlaştığı klasik dönem ve sonrasına ait literatür ile modern bazı çalışmalar mercek altına alınmıştır. Klasik fıkıh usulü eserlerinde icmâ bahsinde genelde standart delillerle yetinilmekte, delil ile medlûl arasındaki ilişkiye değinilmemektedir. İcmâ konusunu ele alan modern araştırmalarda da klasik yaklaşımın esas alındığı ve sorgulayıcı mahiyetteki dilden kaçınıldığı görülmektedir. Delil ile medlûl arasında kurulan ilişki bağlamında kat‘îlik ve zannîlik uyumuyla deliller üzerinde asgari ittifakın gerekliliğine dikkat çeken çalışmamızın alandaki bir ihtiyacı karşılaması umulmaktadır.